Birinin elini tutmakla bitmiyormuş iş, yüreğini de tutabilmekteymiş marifet…
Dudaklarına kondurduğun öpücükler değilmiş gerçek olan, yüreğine kondurabildiklerinmiş…
Birinin peşinden koşmak değilmiş esas olan, durduğun yerde durup onun sana adım adım gelmesini izlemek ve her adımında şükretmekmiş gelişine!
‘Seni özlüyorum’ demek değilmiş anlam taşıyan, özlediğinde yüreğinin oluk oluk kanadığını hissetmekmiş…
‘Senden nefret ediyorum’ demek de değilmiş etkili olan, nefretinden tir tir titreyerek lanet okumakmış harcadığın günlere!
Bitti diyorum artık. Kendimden de, sevgiden de umudu kestim.
Hayatta aşk’sız da yaşanabilir mi, bunu deneyeceğiz artık.
“Kaybettikçe bir çentik attı alnımın üstüne Tanrı!” Çentiklerimden geçit yok artık aşka… Kaybettim her şeyi. En çok güvendiğim şeyi, umudumu…
Şimdi yeniden sarılmak gerekiyor hayata.
“Beni sevmediğin zamanlarda alıştım susmaya…”
Yeni uğraşlar bulmalı, yeni yazılar yazmalı, yeni yollar açmalı ve yeni umutlar büyütmeli…
Hayatta yıkılmamalı artık, acıları en derinlere gömmeli.
Artık ağlamamalı belki de. Gözyaşı öyle herkesin arkasından dökülecek kadar değersiz mi?
Canım yanıyor, canım çok acıyor…
“Son defa görsem seni, kaybolsam yüzünde…” Biz neden hep yeniliyoruz hayata?.. Ne kadar güçsüzmüşüm meğer. Ne çabuk yıkılıyormuşum… “Peki sen en yanlış ‘adam’... Nasıl en çok sen acıttın?”… Ama BİTTİ!
Karamsarlığı aldığım gibi denize fırlatacağım yarın sabah. Gülümseyerek uyanıp gülümseyerek yürüyeceğim aydınlığa. “Geçmem bir daha Kadıköy’den” lafını silip atıp yine yürüyeceğim Kadıköy yollarında… Yeniden dirileceğim.
“Hoşça kal.. Olacaklar sensiz olsun! Daha durmam boşluklarında ben, UNUTUYORUM!”
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Eylül 2010 Pazartesi
22 Ağustos 2010 Pazar
Guess who's back - 2
Heyy!
Ben geldim!!!
1 aylık İzmir/Dikili tatilim dün akşam itibariyle İstanbul'un Kartal'ında sonuçlandı.
Geçen ağustos ayında bir yazı karalamışım, döndüğümü 'müjdelemek' için.. :) İşte bu başlığım da oradan geliyor.
"aşk vardı, aşk gitti.
umut vardı, umut zedelendi.
mutluluk vardı, mutluluk dinlenmeye çekildi." diye yazmışım.
Hah, işte aynıları bu sene de oldu. Aşk geldi, geldiği hızla da geri gitti.
Sahi, siz hiç kulaklarınızda birinin sesiyle uyandınız mı? Millet sıcaktan çıplak gezerken, yalnızlıktan üşüdünüz mü? Cevap hayır ise, ne desem boş... Siyahla beyaz gibiydik biz onunla. Öylesine zıt, öylesine uyumlu. Simsiyah kalakaldım şimdi. 'Selam yalnızlık ben geldim!'
Bu arada şu anda bir şarkı dinliyorum, geçen gün radyoda duyup çok sevmiştim. Sonra arkadaşlara sordum ki meğer 2010 Eurovision birincisi olan şarkıymış; ben bir an hatırlayamamışım. Olay şu ki, yarışma için değil öylesine dinlemek için güzel şarkıymış. Hoş bir pop şarkısı işte. Evet. Neyse... Geri dönelim biz.
Bırakıp gitme vaktinin geldiğini düşünen birinin önüne istediğiniz kadar engel koyun, kanata kanata gidiyor. Canım acıyor, yaralarım sarılmıyor. Geçmişe çektiğim süngerden bi tane daha lazım şimdi. Ah... Gözyaşlarım kimsenin umrunda değil. Demek ki 'vasat aşklardan geçenleri sarsabilir aşkımın şiddeti...' Bu da Gülşen'den. Allam depresyondan müzik zevkim değişti!
Neyse, döndüm. Aklımda yazacak-anlatacak bir sürü bir sürü şeyle döndüm.
Bilgisayarım bozuk, kardeşiminkinden ulaşırım blogcuğuma kardeş ortalıkta olmadıkça...
Yeniden yazmak ilaç gibi...
Ben geldim!!!
1 aylık İzmir/Dikili tatilim dün akşam itibariyle İstanbul'un Kartal'ında sonuçlandı.
Geçen ağustos ayında bir yazı karalamışım, döndüğümü 'müjdelemek' için.. :) İşte bu başlığım da oradan geliyor.
"aşk vardı, aşk gitti.
umut vardı, umut zedelendi.
mutluluk vardı, mutluluk dinlenmeye çekildi." diye yazmışım.
Hah, işte aynıları bu sene de oldu. Aşk geldi, geldiği hızla da geri gitti.
Sahi, siz hiç kulaklarınızda birinin sesiyle uyandınız mı? Millet sıcaktan çıplak gezerken, yalnızlıktan üşüdünüz mü? Cevap hayır ise, ne desem boş... Siyahla beyaz gibiydik biz onunla. Öylesine zıt, öylesine uyumlu. Simsiyah kalakaldım şimdi. 'Selam yalnızlık ben geldim!'
Bu arada şu anda bir şarkı dinliyorum, geçen gün radyoda duyup çok sevmiştim. Sonra arkadaşlara sordum ki meğer 2010 Eurovision birincisi olan şarkıymış; ben bir an hatırlayamamışım. Olay şu ki, yarışma için değil öylesine dinlemek için güzel şarkıymış. Hoş bir pop şarkısı işte. Evet. Neyse... Geri dönelim biz.
Bırakıp gitme vaktinin geldiğini düşünen birinin önüne istediğiniz kadar engel koyun, kanata kanata gidiyor. Canım acıyor, yaralarım sarılmıyor. Geçmişe çektiğim süngerden bi tane daha lazım şimdi. Ah... Gözyaşlarım kimsenin umrunda değil. Demek ki 'vasat aşklardan geçenleri sarsabilir aşkımın şiddeti...' Bu da Gülşen'den. Allam depresyondan müzik zevkim değişti!
Neyse, döndüm. Aklımda yazacak-anlatacak bir sürü bir sürü şeyle döndüm.
Bilgisayarım bozuk, kardeşiminkinden ulaşırım blogcuğuma kardeş ortalıkta olmadıkça...
Yeniden yazmak ilaç gibi...
29 Ocak 2010 Cuma
Birikinti
Aslında hiç yazasım yok, hatta o kadar yok ki az önce yanlışlıkla "Kaydı Yayınla" diyerekten sadece başlığı olan bir yazı koymuşum blogcuğuma. İyi değilim ben. Ve fakat nasıl iyi olacağımı da bilmiyorum. Çok şey birikti anlatacak, ufak ufak hepsine değinmeli... mi?
# Yazıya başlarken Mor ve Ötesi - Canlı Yayın çalıyordu... # "biz mi seçtik mahvolmayı?"
Öncelikle yazının başlığı neden "Birikinti"... Çünkü biriktim, evet. Bazen delice yazasım geliyor, ellerim titriyor falan. Sonra birden geçiyor. Geçmeden içimi dökeyim dedim, biriktikçe deliriyorum çünkü.
^^
Nerden başlasak... Hadi, havadan sudan konuşalım. Kar! O kadar özledik ki geldi sonunda. Yolları ve Marmara'lıların tatil planlarını mahvetse de geldi. Hıhı, sınavlarım gümbürtüye gitti, zaten 15 günlük olan tatil iyice iyice kısaldı. Bana göre hava hoş, evimdeydim de... Evlerine döneceklere yazık oldu sanki. Salı-Çarşamba olacak sınavlar şubatın ilk haftasına kaldı. Notlar da ufak ufak açıklanıyor, umarım bir aksilik olmadan şu dönemi de kapatırım...
^^
Amaaaa... Kar güzeldi... :) Dokunmak, bembeyaz ve henüz safken kara dokunmak... Ağaçları, doğayı dinlemek... Ağaç demişken, bizim kampüsten bir çam ağacı fotoğrafı göstermek isterdim size ama, Blogger'ın uyuzluk edeceği tuttu... Ama ben ağaca aşık oldum yahu! :) Karla kaplı bir çam ağacı.. :)
Evet! Aşık olacaksan doğaya, kurda kuşa, börtü böceğe olmak gerek aslında. Ne hayrını gördük ki kalbimizi başkasına emanet etmenin. Yüreğin parçalarını yerden topladıktan sonra ne anlamı var birini sevmenin? Hele güvenmek... Koskoca kız oldum, hala bir çocuk gibiyim. Hala saf... Güveniyorum, güvenmek gerektiğini hissediyorum. Herkesin bir şansı olmalı diyorum, hepsi aynı olamaz ya diyorum... Ah! Bitti gitti işte herkes. Dost mu? Sevgili mi? Hani? Benim bir tane dostum vardı ya, başımın üstünde taşırdım... Yazılar döşerdim... Abim diye severdim! Öğrendim ki sıkılmış benden. Çok sıktığım için kaçmış. Evet kaçtı. Kendi bilir. Bundan sonra hiç kimse için ağlamak yok. Derdine derdimmiş gibi üzülmek yok! Ama yapıyorum ben bunu galiba. İnsanları ilgimle boğuyorum. Onlar bir adım atıyorsa, ben koşuyorum. Artık durma vakti gelmiştir bence. Aptallığıma yanayım.
Tam bu esnada MvÖ - The Faithful Lover çalması da nasıl bir kaderdir... Neyse, gidenin ardından yeterince ağladık... Belki vakit yeni şarkılar söyleme vaktidir...
Bugünlerde sırf Mor ve Ötesi dinliyorum. Öyle bir esti birden. Eski albümleri tek tek yeniden ezberliyorum. En çok takıldığım da Beyaz oldu. "İyi ki varsın, iyi ki yokum."... Bu adamlar da öyle bir büyü var ki, 15 yıl da geçse 30 yıl da geçse yine severek, taparak dinleriz gibime geliyor... Yine yine yine... Yazımı hatırlatırım: Renkler, içinde en güzelinin mor olduğu renkler...
**
Formspring diye bir hadise var şimdi. Soru soruyorsun, sana soru soruluyor. Eğlenceli gibi. Ama bazı gereksiz insanlar da yok değil. Uğraşa uğraşa kendini msne ekleten ve sonra silen tipler gibi. Nasıl bir ego var böylelerinde, böyle mi tatmin oluyorlar bilemedim... Aman! Ben de 'takıntılı' bir insan olduğumdan, bu tuhaf insanımsı varlıkları da düşünüp kendime dert ediniyorum ya... Ne denir artık!
**
Hani bayram analizi yaparken, bir oyundan bahsetmiştim. Vampirdim hani. Artık bir kurtkadınım! :) Klan üyelerimden, pek de sevdiğim bir abla bir de suyun öteki tarafını denemek istediğini ona eşlik edip etmeyeceğimi sordu... Zevkle dedim. Ve güçlü bir kurda dönüştürüldüm. :) Oyunsa gittikçe keyifli hale geliyor. Adminimiz yeni bir özellik eklemiş: Mate. Yani evlenmek diye de çevirebiliriz çiftleşmek olarak da!! Neyse, bir eşin oluyor oyunda, birbirinizle altın ve diğer gereksinimleri kolayca karşılayabileceğiniz özel bir sekme falan oluşturulmuş. Benim de bir eşim var tabii, bir kurtadam. Lakin, oyunun ilk günlerinden beri bana yardımcı olan bir vampir de onun eşi olmamı, tekrar vampire dönmemi istiyor ama... Bilemedim ne yapacağımı... Aynı Bella gibi oldum galiba: Bir vampir ve bir kurtadam benim için kavga edecek! Vampir olanın buna niyeti var, madem benimle olmuyorsun o zaman eşini iyi koru dedi!.. Oyunda bile talihsiz miyim neyim!
**
Hep aynı sıkıntı içimde... Yazı uzadıkça anlatacaklarımı unutuyorum. "Ben kimim, nerdeyim... Çok tuhaf bir yerdeyim...".
# Yazı biterken yine Mor ve Ötesi... Hep Aynı!
# "Hep aynı dertler, hep aynı yüzler..."
# Yazıya başlarken Mor ve Ötesi - Canlı Yayın çalıyordu... # "biz mi seçtik mahvolmayı?"
Öncelikle yazının başlığı neden "Birikinti"... Çünkü biriktim, evet. Bazen delice yazasım geliyor, ellerim titriyor falan. Sonra birden geçiyor. Geçmeden içimi dökeyim dedim, biriktikçe deliriyorum çünkü.
^^
Nerden başlasak... Hadi, havadan sudan konuşalım. Kar! O kadar özledik ki geldi sonunda. Yolları ve Marmara'lıların tatil planlarını mahvetse de geldi. Hıhı, sınavlarım gümbürtüye gitti, zaten 15 günlük olan tatil iyice iyice kısaldı. Bana göre hava hoş, evimdeydim de... Evlerine döneceklere yazık oldu sanki. Salı-Çarşamba olacak sınavlar şubatın ilk haftasına kaldı. Notlar da ufak ufak açıklanıyor, umarım bir aksilik olmadan şu dönemi de kapatırım...
^^
Amaaaa... Kar güzeldi... :) Dokunmak, bembeyaz ve henüz safken kara dokunmak... Ağaçları, doğayı dinlemek... Ağaç demişken, bizim kampüsten bir çam ağacı fotoğrafı göstermek isterdim size ama, Blogger'ın uyuzluk edeceği tuttu... Ama ben ağaca aşık oldum yahu! :) Karla kaplı bir çam ağacı.. :)
Evet! Aşık olacaksan doğaya, kurda kuşa, börtü böceğe olmak gerek aslında. Ne hayrını gördük ki kalbimizi başkasına emanet etmenin. Yüreğin parçalarını yerden topladıktan sonra ne anlamı var birini sevmenin? Hele güvenmek... Koskoca kız oldum, hala bir çocuk gibiyim. Hala saf... Güveniyorum, güvenmek gerektiğini hissediyorum. Herkesin bir şansı olmalı diyorum, hepsi aynı olamaz ya diyorum... Ah! Bitti gitti işte herkes. Dost mu? Sevgili mi? Hani? Benim bir tane dostum vardı ya, başımın üstünde taşırdım... Yazılar döşerdim... Abim diye severdim! Öğrendim ki sıkılmış benden. Çok sıktığım için kaçmış. Evet kaçtı. Kendi bilir. Bundan sonra hiç kimse için ağlamak yok. Derdine derdimmiş gibi üzülmek yok! Ama yapıyorum ben bunu galiba. İnsanları ilgimle boğuyorum. Onlar bir adım atıyorsa, ben koşuyorum. Artık durma vakti gelmiştir bence. Aptallığıma yanayım.
Tam bu esnada MvÖ - The Faithful Lover çalması da nasıl bir kaderdir... Neyse, gidenin ardından yeterince ağladık... Belki vakit yeni şarkılar söyleme vaktidir...
Bugünlerde sırf Mor ve Ötesi dinliyorum. Öyle bir esti birden. Eski albümleri tek tek yeniden ezberliyorum. En çok takıldığım da Beyaz oldu. "İyi ki varsın, iyi ki yokum."... Bu adamlar da öyle bir büyü var ki, 15 yıl da geçse 30 yıl da geçse yine severek, taparak dinleriz gibime geliyor... Yine yine yine... Yazımı hatırlatırım: Renkler, içinde en güzelinin mor olduğu renkler...
**
Formspring diye bir hadise var şimdi. Soru soruyorsun, sana soru soruluyor. Eğlenceli gibi. Ama bazı gereksiz insanlar da yok değil. Uğraşa uğraşa kendini msne ekleten ve sonra silen tipler gibi. Nasıl bir ego var böylelerinde, böyle mi tatmin oluyorlar bilemedim... Aman! Ben de 'takıntılı' bir insan olduğumdan, bu tuhaf insanımsı varlıkları da düşünüp kendime dert ediniyorum ya... Ne denir artık!
**
Hani bayram analizi yaparken, bir oyundan bahsetmiştim. Vampirdim hani. Artık bir kurtkadınım! :) Klan üyelerimden, pek de sevdiğim bir abla bir de suyun öteki tarafını denemek istediğini ona eşlik edip etmeyeceğimi sordu... Zevkle dedim. Ve güçlü bir kurda dönüştürüldüm. :) Oyunsa gittikçe keyifli hale geliyor. Adminimiz yeni bir özellik eklemiş: Mate. Yani evlenmek diye de çevirebiliriz çiftleşmek olarak da!! Neyse, bir eşin oluyor oyunda, birbirinizle altın ve diğer gereksinimleri kolayca karşılayabileceğiniz özel bir sekme falan oluşturulmuş. Benim de bir eşim var tabii, bir kurtadam. Lakin, oyunun ilk günlerinden beri bana yardımcı olan bir vampir de onun eşi olmamı, tekrar vampire dönmemi istiyor ama... Bilemedim ne yapacağımı... Aynı Bella gibi oldum galiba: Bir vampir ve bir kurtadam benim için kavga edecek! Vampir olanın buna niyeti var, madem benimle olmuyorsun o zaman eşini iyi koru dedi!.. Oyunda bile talihsiz miyim neyim!
**
Hep aynı sıkıntı içimde... Yazı uzadıkça anlatacaklarımı unutuyorum. "Ben kimim, nerdeyim... Çok tuhaf bir yerdeyim...".
# Yazı biterken yine Mor ve Ötesi... Hep Aynı!
# "Hep aynı dertler, hep aynı yüzler..."
Etiketler:
anılarım,
ayrılık,
mor ve ötesi,
müzik,
üniversite yaşamı,
yıkık düşler
20 Eylül 2009 Pazar
Yara
ne saçma mahluklarız biz? her gidenin ardından bir yara açıyoruz tenimizde, kalbimizde, içimizde... hepimiz biliyoruz aslında, her gelen gidecek ve giderken daha beter sızlatacak o derindeki yarayı. Oysa Yavuz'um, Yavuz abim ne güzel diyor: "Bir gün gelir herkes kendi yoluna gider... Her şey nasıl başladıysa öyle biter!" ama biz bir türlü bunu idrak edemeyiz; ettirmezler ya da. acıttığını ve hatta acıtacağını bile bile yürürüz alevler içinde. dikenlerin battığını biliriz de, düz yola çıkmaktansa kanamaya devam ederiz. acıyı çağırırız bazen, aşk sanıp. hakikaten, biz ne diye bu kadar düşkünüz sevmeye, sevilmeye... bir de çok meraklıyız gidenin ardından duyguları dökmeye ortalık yere.
olur olmadık yerde yakalar aşk ve olur olmadık bir anda dönüverir sırtını.
anca şiirler yazmak düşer bize, yazmak ve ağlamak...
7 Ağustos 2009'dan bir şiirimsi kalmış bana da... ben de yıkılmışım giden sevgilinin ardından. oysa ne mantıklı cümleler kurarım başkalarına... "değer mi?" derim. kim bilir? değiyordur belki de...
şiirimi paylaşmak istemem, kabuk bağlayan yaramı yeniden açmak da... okuyacağını bilsem şunları söylerdim sana:
"bir masaldı, yaşandı ve bitti..." demek mi düştü bize de eş ruhum? şimdi "sen hariç kimse yok, sen de yoksun..." keşke'm, ezelim, ahirim...
bu yazıyı bitirirken, Me Voy çalıyordu Yasmin Levy'den. daha uygun bir şey olamazdı herhalde! hem de ispanyolca!
"quiero olvidar el aroma de tu cuerpo.
quiero olvidar el sabor de tus labios.
quiero tener, por una vez,
una vida feliz.
por eso, me voy...
gracias por todo lo que me diste.
gracias por amarme.
pero no tengo ilusión.
que tú eres mi razón.
por eso, me voy...
dime qué es lo que tienes,
que yo no puedo olvidarte.
mira, mírame, mi niña,
mira que mi alma sangra."
bak bana, ruhum kanıyor...
olur olmadık yerde yakalar aşk ve olur olmadık bir anda dönüverir sırtını.
anca şiirler yazmak düşer bize, yazmak ve ağlamak...
7 Ağustos 2009'dan bir şiirimsi kalmış bana da... ben de yıkılmışım giden sevgilinin ardından. oysa ne mantıklı cümleler kurarım başkalarına... "değer mi?" derim. kim bilir? değiyordur belki de...
şiirimi paylaşmak istemem, kabuk bağlayan yaramı yeniden açmak da... okuyacağını bilsem şunları söylerdim sana:
"bir masaldı, yaşandı ve bitti..." demek mi düştü bize de eş ruhum? şimdi "sen hariç kimse yok, sen de yoksun..." keşke'm, ezelim, ahirim...
bu yazıyı bitirirken, Me Voy çalıyordu Yasmin Levy'den. daha uygun bir şey olamazdı herhalde! hem de ispanyolca!
"quiero olvidar el aroma de tu cuerpo.
quiero olvidar el sabor de tus labios.
quiero tener, por una vez,
una vida feliz.
por eso, me voy...
gracias por todo lo que me diste.
gracias por amarme.
pero no tengo ilusión.
que tú eres mi razón.
por eso, me voy...
dime qué es lo que tienes,
que yo no puedo olvidarte.
mira, mírame, mi niña,
mira que mi alma sangra."
bak bana, ruhum kanıyor...
Etiketler:
anılarım,
ayrılık,
ispanyolca sevgisi,
yıkık düşler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
